Maviliklere başını eğer bukleler

Seni izliyorum, başını maviliklerin önüne bırakmışsın, esintinin okşayışlarına;
Saçların bukleleri oynaşıyor rüzgârın inişli çıkışlı dalgalarında,
Sanki bir martının süzülmesi, maviliğin derinliklerinde…
Gözlerin ışıldıyor, o oynaşan saçlarının kıvrımlarını süzerek, bukle bukle;
Gülümsüyorsun özlem dolu bakışlarınla, gizemleri, sevgileri ve coşkularıyla örülü.
Bekliyor musun?

Göz kapakların ağır ağır kapanıyor, uykuya dalmak istercesine, sığınmak arzusuyla;
Huzurun arayışı gibi perdeler iniyor o tatlı meltemin ince dokunuşlarında,
Ya da düşlemek istiyorsun belki o karanlıklar dünyasına takılı kalmış güzellikleri.
O anı yeniden yaşamak, gözlerini açtığında onu görebilmek olsa, ah keşke!
Yoksa sana, saçlarına, yanaklarına dokunan, dokunmasını istediğin…
Bekliyor musun?

İstanbul, Aralık 2001

 

Zaman tünelinde bir esinti

Bir yoldan geçtim gibi, bilmem karanlık sanki…
Ucunda kırmızı bir ışık vardı yol gösterircesine,
Nereye mi gidiyorum? Bilmiyorum ki,
Rüzgârın sesine kulak verircesine…
Hava soğuk, taşlar buz tutmuş, sokaklar ıssız,
Gökyüzü yalnız, yıldızlarını bile yitirmiş,
Boşluklara kucak açmışçasına…
Zaman var mı acaba bu yolda,
Yoksa esintinin kendisi mi?
Bu esene ne demeli, yavaş ve sakin esen rüzgâr mı?
Belki de özlediğim bir yaz akşamı, deniz kıyısında yürümek üzere,
Kulağımı tırmalayan bir ses duymak istiyorum;
Kulağımı delen bir uğultu değil…
Belki de bir öpücük bekliyorum, ne zaman gelir bilmem…
Sıcak ve tatlı olsun, güzellikler fısıldasın, olur mu bilmem…
Sokakta mıyım, karanlıkta mıyım? Zamanın içinde mi?
Birbirine içine geçmiş çarklar gibi zaman;
Ama yağsız kalmış, dönemiyor, kilitli gibi…
Ya da dönmeyecek belki de, durdu mu acaba?
Ben kimim?

Edinburgh, 19 Aralık 2001

 

Pitsunda’dan zamanı izlemek

Yalnızsın Abhazya’da, başıboş bir sahilde,
Bir yanında kumsal, esintiye açık, beklercesine,
Karşında koca deniz, bulutlar salınmış üzerinde,
Öte yanda liman, pastan gemilerle dolu,
Arkanda palmiyelerden bir bahçe,
Salınır kenarında uzun uzun ökaliptüsler,

Yalnızsın Pitsunda’da, bu başıboş zamanda,
Ağaçların arasından ilerler patikalar, yollar, kimsesiz,
Arkanda tepeler yükselir hafiften, zamandan ağırlaşmış,
Esinti çarpar yüzüne hem denizden hem yüksekten,
Boyun eğmiş otlar havanın ağırlığında, başaklar dolu.
Karadeniz seni izler batan bu günde, her gelip geçen gibi.

 

Abhazya’dan

Bağımsızlık ruhumda benim
Bağımsızlık sözümde benim

Karanlıktayım savrulmuşum
Ama çocuğum ben yüzyıllardır yalnız

Gün doğacak bir gün elbet
Ya yalnız ya da el ele

Aydınlıktayım önüm açık
Ama küçüğüm ben sıkışmışım deniz ve tepelerde

İnsanlarım dağılmış su yanında ve ötesinde
Ateşler sarmış bereketli toprağımı

Balıklarım özgür burada kuşlarım özgür
Ama mahkûmum ben tarihin ağırlığında

Bulutlar çökelir yanı başımda
Yağmur ıslatsın savaş kurbanı tüm canlıları

Heykelimde kurşun izleri yosun bağlamış
Ama ölüyüm ben bir hançer dikili bağrımda

Kilisemde ağıtlar yakılır giden canlara
Bir mum yanar mezarın kenarında

Uzun ömürlüsün yiğitsin dediler
Ama cansızım ben bu diyarlarda

Dans ediyorum dönüyorum durmadan
Şarabımla yaşamı yudumluyorum

Bağımsızlık şerefine…


Akkâse Güzellemesi

Sözlerimiz var anlam yüklü;
Biçimlerimiz duygularla karışık;
Renklerimiz ise düşleri saklar…
Kavramlar denizine doğru yelken açmışız, ey söylenceler!
Sonsuzluk, tüm doğa ve varlık bir araya gelmişler,
Zamanın içinde varoluşu sunmuşlar hep birlikte.
Ben ise sözcüsü oluverdim sadece iç benliğimle,
Sözlerin, biçimlerin, renklerin, onların akislerinin…
Bir anlam, bir varlık var…
Akislerde…

 

Ebrulî Düşlere

Ebru,
bir muhabbettir, dostlar vardır rengârenk boyalardan,
bir hülyadır, sana elini uzatmış goncalardan.
susmaktır, içindeki dünyanın gizemlerini taşarcasına.
haykırıştır, neşeden, mutluluktan, coşkunluktan,
sabrediştir, hissedersin aldığın her dem soluğu,
heyecandır, gözlerin ve kalbin bir olur süzülür,
bir gülücüktür, bir bakıştır, ney sesinden bir soluktur;
bir gözyaşıdır, damlar damlar suda cenneti yaratır…


Sergiye Davet

Hoş geldiniz sergimize, bir şenlik var burada;
Sefalar getirdiniz renkler diyarımıza,
Adımlarınızla uğurlar getirdiniz kalplerinizde saklı…
Biliyoruz bir anlam arayacak bakışlarınız bu akislerde,
Ebru muhabbetiyle kaynaşacak sıcacık dostluğumuz.
Sözlerimiz sizi bekler kıvrım kıvrım hatlarda,
Esma bir çizgidir köşelerde ya da sarılmış keşideler.
Zerefşan dünyamız açılmış pençlerde, gonca güllerde,
Anlamı vardır lalenin, gülün, kamelyanın…
Susarlar boyunlarını eğmiş gibi, ey güzellik!
Kuşlarımız süzülür kanatlarından,
Barışı, çiçeği taşır; kuyruklarından ihtişam taşar.
Bir göz vardır bakar çizgilerin ardından,
Hiçliğin raksından iç dünyamızın seslerine,
Dalgalanır turuncumuz, mavimiz, yeşilimiz…
Güzel adları görürüz esenliklerde,
Yelken açmış tuğları sultanlarımızın,
Duamız var sizlere lütuflar buyursun…

Uğurlar ola, başka muhabbetlerde buluşalım yine,
Suyun ve toprağın akislerinde; sözler ve biçimler renklerini arar,
Varoluşun başka bir gününde…